
Son yıllarda çocuklarda öfke kontrolü, saldırgan davranışlar, iletişim problemleri ve şiddet eğilimleri hakkında ailelerden daha fazla kaygı duyuyoruz. Ancak burada önemli olan nokta, yalnızca davranışa bakmak değil; o davranışın oluştuğu duygusal zemini anlayabilmektir.
Çünkü çoğu zaman çocuk “şiddete eğilimli” olduğu için değil, iç dünyasında taşıyamadığı yoğun duygular nedeniyle davranışsal tepkiler göstermektedir.
Bugünün çocukları çoğu zaman kötü değil; duygusal olarak yalnızlaşmış, anlaşılmamış ve yön duygusunu kaybetmiş bireyler hâline gelmektedir. Özellikle aile içi iletişimin zayıflaması, tutarsız sınırlar, ebeveynler arasındaki çatışmalar ve çocuğun duygularının yeterince fark edilmemesi çocukların iç dünyasında ciddi kırılmalar oluşturabilmektedir.
Bir çocuk fiziksel olarak ailesinin yanında büyüse bile, duygusal temas kurulamıyorsa kendisini yalnız hissedebilir. Görülmeyen, duyulmayan ve duygusu taşınmayan çocuk zamanla iç dünyasında geri çekilmeye başlar. Aynı zamanda sınırların belirsiz olduğu bir ortamda büyüyen çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamakta zorlanır. Çünkü çocuklar sadece sevgiye değil, güven veren sınırlara da ihtiyaç duyar.
Bu nedenle çocuklarda görülen öfke, saldırganlık veya aşırı tepkiler çoğu zaman “disiplin eksikliği”nden çok, ilişki içerisindeki düzensizliğin dışa vurumu olabilmektedir.
Birçok aile çocuklardaki değişimin temel sebebi olarak sosyal medyayı, telefonu veya dijital oyunları görmektedir. Oysa ekran çoğu zaman asıl sebep değil; mevcut duygusal boşluğu büyüten bir araçtır.
İç dünyasında güven hissi gelişmiş, aile bağı güçlü ve sınır duygusu oturmuş bir çocuk için teknoloji yalnızca bir araçtır. Ancak çocuk kendisini yalnız hissediyorsa, anlaşılmadığını düşünüyorsa veya gerçek yaşamda yoğun stres taşıyorsa; ekran onun için bir kaçış alanına dönüşebilir.
Çünkü dijital dünyada hızlı ödül vardır, kontrol hissi vardır ve gerçek hayattaki zorlayıcı duygular bir süreliğine bastırılabilir. Bu nedenle mesele sadece ekran süresini azaltmak değildir. Asıl önemli olan, çocuğun neden ekrana ihtiyaç duyduğunu anlayabilmektir.
Çocuklar iyi hissettikleri alanlardan kolay kolay vazgeçmezler. Eğer gerçek yaşam yeterince güvenli, anlaşılır ve temas içeren bir alan oluşturmuyorsa; ekran her zaman daha cazip hâle gelir.
Bu yüzden yalnızca yasak koymak çoğu zaman kalıcı çözüm üretmez. Çocuğun ihtiyaç duyduğu şey; güvenli ilişki, tutarlı sınırlar ve duygularını taşıyabilecek yetişkinlerdir.
Davranış problemleri genellikle bir anda başlamaz. Çocuk önce bağ kurmayı azaltır. Sonra paylaşmayı bırakır. Ardından kendisini ifade etmekten uzaklaşır.
Birçok aile ise bunu ancak davranış sertleştiğinde fark eder.
Oysa çocuk çoğu zaman önce sessizleşir. Kendini anlatmak yerine içine kapanır. Paylaştığında anlaşılmadığını veya küçümsendiğini hisseden çocuk zamanla iç dünyasını saklamaya başlar.
Bu noktadan sonra davranış, çocuğun yeni dili hâline gelir.
Çünkü anlatamadığı duyguları davranış üzerinden göstermeye başlar. Öfke patlamaları, saldırganlık, aşırı içe kapanma, okul problemleri veya iletişim kopukluğu çoğu zaman çocuğun taşıyamadığı duyguların dışa vurumudur.
Burada önemli olan yalnızca davranışı durdurmaya çalışmak değil; çocuğun neden artık konuşamadığını anlayabilmektir.
Çocuklar çoğu zaman anlaşılmadıkları için değil, görülmedikleri için sertleşirler. Çünkü görülmek, çocuğun hissettiği duygunun gerçekten fark edilmesi anlamına gelir. Sürekli bastırılan, küçümsenen veya hızlıca düzeltilmeye çalışılan duygular ise zamanla çocukta daha büyük kırılmalara neden olabilir.
Çocukların gelişiminde yalnızca aile değil, okul ortamı ve öğretmen ilişkileri de büyük önem taşır. Ancak birçok durumda veli ve öğretmen çocuğu anlamaya çalışmak yerine kendi doğrularını korumaya odaklanabilmektedir.
Bir taraf “benim çocuğum böyle değildir” derken, diğer taraf “sınıf düzeni bozuluyor” diyebiliyor. Böyle durumlarda çocuk çoğu zaman iki yetişkin arasındaki görünmez çatışmanın merkezine yerleşiyor.
Oysa çocuk ne yalnızca yönetilecek bir problem ne de savunulacak bir taraf değildir. Çocuk ilişki içerisinde gelişir.
Eğer çocuk kendisini hem evde hem okulda güvende hissediyorsa; davranışlarını düzenleyebilme kapasitesi de güçlenmeye başlar. Çünkü güven duygusu olmayan yerde çocuk öğrenmeye değil, kendisini korumaya odaklanır.
Bu nedenle çocuklarla ilgili süreçlerde asıl ihtiyaç duyulan şey yalnızca yöntem değil; güven üreten ilişkiler kurabilmektir.
Özel Güneş Aile Danışma Merkezi olarak çocuk, ergen ve aile ilişkilerini yalnızca görünen davranışlar üzerinden değil; ilişkilerin duygusal yapısı üzerinden değerlendirmekteyiz.
Uzman psikolog, sosyolog ve aile danışmanlarımız ile;
gibi birçok konuda Samsun’da profesyonel danışmanlık desteği sunmaktayız.
Çünkü inanıyoruz ki; çocuklar yalnızca kurallarla değil, güven veren ilişkilerle gelişir. İlişki değiştiğinde davranış da değişmeye başlar.
Özel Güneş Aile Danışma Merkezi
Özlem MAMA
İletişim Uzmanı
Yazar
Sosyolog - Aile Danışmanı